Uzuner, "Su"yu Anlattı.
04 Haziran 2013 11:52

Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü tarafından düzenlenen Buket Uzuner Söyleşisi, Mimar Kemaleddin Salonu'nda gerçekleştirildi

Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü tarafından düzenlenen, Buket Uzuner Söyleşisi Mimar Kemaleddin Salonu'nda gerçekleştirildi. Çarşamba Etkinlikleri kapsamında yapılan ‘Buket Uzuner ile Su Romanı Bağlamında Türk Edebiyatında Destanlar’ konulu söyleşi, 15 Mayıs tarihinde düzenlendi. 

Konuşmasına, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki bir üniversitede yaptığı bir söyleşisinden bahsederek başlayan Buket Uzuner, “Ben aslında Buket Uzuner’in kız kardeşiyim; o İstanbul’da bir üniversitede araştırmalarına devam ediyor. Kendisi çekingen, mahcup karakterli olduğu için ben onun yerine söyleyişlere katılıyorum. Böylelikle insanlara nasıl kurgu yapıldığını anlatmış oldum” dedi.

Gazi Üniversitesi’ne ilk defa geldiğini vurgulayan Uzuner, "Su" romanını yazabilmek için Sibirya’daki kadim kamanlık geleneğini incelediğini söyledi. Pek çok sebeple roman yazılabileceğini aktaran Buket Uzuner, tüm insanların ünlü ve zengin olmak istediğini öne sürdü.

“Reddetmek ve inkar hastalık meselesidir”

 “Her şeyin kullanıp atıldığı ve hiç onarılmadığı bir dünyada yaşıyoruz” diyerek konuşmasını sürdüren Uzuner, şöyle devam etti: “Su romanının meselesi tabiatla olan ilişkimiz. Atmosferdeki karbondioksit miktarının dünya tarihinin en büyük rakamı olduğunu öğrendim. Reddetmek ve inkâr hastalık meselesidir. Son günlerde evlilik terapistlerine boşanmak üzere olan çiftler gidiyor ve terapistin yaptığı ilk yöntem ise birbirinizi ilk tanıştığınız ve sevdiğiniz yere gidin demek. Ben de bunu öğrenince insanın tabiatla ilişkisi nasıl bu kadar kötü olabilir diye düşünmeye başladım.”

Uzuner, Anadolu’nun en çok Sibirya kültüründen etkilendiği bilgisini vererek, ağacı kesmeden önce özür dileyen insanlar olduğunu öğrendiğini kaydetti.  İnsanların bazı şeylere inanma ihtiyacı olduğunu ifade eden Uzuner, “Özür dileyen insanlar, oduna ihtiyacı olduğu için ağaçtan özür diler. Aç gözlü olmadığı için ağacı kendisiyle eşit bir insan olarak görür” diye konuştu.

Her şeyin sembol ve işaretlere mana yüklemek üzerine kurulduğunun da altını çizen Uzuner, konuşmasını şöyle noktaladı: “Gökteki yıldızlara isim veren hikâyecilerdir. Bu cümle beni büyüledi. Tabiat insanın karşısında hem dost hem de düşman olarak görülmüştür. Fakat insan tabiatı insanın en büyük düşmanıdır. Dört unsur olan ateş, su, toprak ve hava için Türkiye’den semboller seçip onları hayvanlarla özleştirdim.  Marmara denizi ve yunusu seçtim Su romanı için. Çorum’a gidip geyiği sembol olarak seçtim. Hava için ise kartalı seçtim. Ateş için atı seçtim. Mezopotamya ve Diyarbakır’da incelemeler yaptım.”